BURSA PSİKOLOG HEMEN RANDEVU AL
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
Sizlere nasıl yardımcı olabileceğimiz hakkında sorularınız mı var? Bize bir e-posta gönderin, kısa süre içinde sizinle iletişime geçeceğiz.
Davranış bozuklukları, başlangıç gösterdiği yaşa göre iki farklı şekilde ortaya çıkar. Çocukluk evresinde başlayan davranış bozuklukları ve ergenlik dönemde başlayan davranış bozuklukları. Bu iki tip bozukluk, gösterdiği belirtiler, hastalığın seyri ve tedavi süreci bakımından birbirlerinden ayrılır. Çocukluk döneminde başlayan davranış bozuklukları ilerleyen yaşlarda anti-sosyal kişilik bozukluğuna yol açma riski taşır. Bu gibi sorunlar daha uzun süreli ve zorlu tedaviler gerektirir. Ergenlik evresinde başlangıç gösteren davranış sorunları ise genellikle ergenliğe özgü problemler olmakla birlikte sürekli hale gelir ve çocuğun gündelik yaşantısını olumsuz etkilemeye başlarsa davranım bozukluğuna dönüşür.
Çocukluk döneminde gözlenen davranış bozuklukları; karşı gelme, karşıt olma, başkaldırma, düşmancıl tarzda tekrar eden davranışlar olarak gözlenebileceği gibi toplumsal norm ve kuralları ve/veya başkalarının haklarını çiğneme yönünde, tekrar eden tarzda davranış örüntüleri olarak da görülebilir. İnsan ya da hayvanlara karşı agresyon, öfke tepkisiyle kendisini gösterir.
Ergenlik döneminde, ebeveynler arasındaki en büyük zorluklardan biri de hangi davranışın normal, hangisinin sorun davranış olarak algılanması gerektiği üzerinedir. Yineleyici şekilde gözlenen risk alma davranışları (alkol alma, madde kullanımı, riskli cinsel davranış, kendine zarar verme davranışı, intihar girişimi, okul sorunları gibi) anne babaların dikkatini öncelikli olarak çeken sorun alanlarıdır ve yardım alma konusunda çok daha belirgin bir çağrıyı dile getirir. Ancak risk alma davranışları gözlenmese dahi, duygusal olarak ortaya çıkan ciddi değişimler (kaygı, öfke, depresyon gibi) ya da hızlı kilo kaybı (yeme bozukluğu gibi) anne babalar için uyarıcı nitelik taşımalıdır. Bedensel değişimlerin bu kadar hızlı olduğu bir dönemde ergenin kendi bedeniyle ilgili bir şeyleri değiştirme çabası, çoğu zaman ruhsal bir soruna dönüşebilir.
Davranım Bozukluğu’nda temel özellikler, başkalarının temel haklarına saldırı, toplumsal değerlere ve kurallara uymamaktır. İnsanlara ve hayvanlara karşı saldırganlık, eşyalara zarar verme, dolandırıcılık ya da hırsızlık ve kuralları ciddi bir biçimde bozma temel belirtileridir. Daha çok geç çocukluk ya da erken ergenlik döneminde başlar. Erkek çocuklarda görülme sıklığı biraz daha fazladır. Sıklığı kültürler arasında önemli farklılıklar gösterir.
Davranı bşozuklukları, çocukluk evresinde ve gençlerde karşılaştığımız önemli davranışsal ve duygusal sorunlara neden olan bir çeşit rahatsızlıktır. Davranış bozukluklarının en belirgin özellikleri başkalarının temel haklarına karşı saldırı niteliği taşımasıdır. Bunun yanı sıra aynı davranım bozukluğunun sürekli olarak tekrar etmesi gerekir. Sosyal ve toplumsal kuralların, normların reddedilmesi ile karakterizedir. Davranış bozukluklarının temelinde saldırganlık ve zarar görme güdüsü vardır. Özel Adana Ortadoğu Hastanesi, “davranım ve davranış arasındaki fark, davranım bozukluğu tedavisi, davranım bozukluğu tanı kriterleri” gibi konuları sizler için anlattı.
En sık görülen davranış bozuklukları belirtileri; yetişkinlere karşı gelme, olumsuz ve düşmanca davranışlar, kincilik, sözel tehditler ve fiziksel saldırganlık içeren davranışlardır. Bu davranış bozuklukları gelişimsel dönem özellikleri ile açıklanamaz. Genelde 6 aydan uzun sürer ve davranış bozukluğu belirtilerinin tamamı karşılanmaz.
Teşhis koyulabilmesi için en az bir tanı kriterinin çocukta son altı ay süresince bulunması şartıyla, üç temel tanı kriterinin veya daha fazlasının 12 aydır gözleniyor olması gerekir. Davranım bozukluğunun tanı kriterlerini gelin daha yakından tanıyalım.
Yapılan davranış sonunda pişmanlık duymamak ise Davranım Bozukluğunda gözlenen bir diğer önemli belirtidir. Haklı olduğunu düşünme, hatayı bir başkasına yükleme eğilimi bu tip olgularda çok fazladır. Çevreyle ilişkisinde empati kuramama, başkalarının duygu ve düşüncelerini umursamama, sosyal ipuçlarını düşmancıl tarzda okuma ya da okuyamama, problem çözme ve sosyal becerilerin yoksunluğu gibi durumlar sıkça görülmektedir. Bazı olgularda ise bilişsel kapasite/zekaya dair düşük performansla karakterizedir.
Davranım bozukluğu tanı ölçütlerini erkekler genelde 10-12 yaşlarında kızlar ise 14-16 yaşlarında karşılamaya başlar. Ebeveynler arasında çocuğun nasıl yetiştirileceği konusunda anlaşmazlıklar ve büyük çatışmalar çoğu vakada sabittir. İstenmeyen ve plansız doğan çocuklarda daha sık görülür.
Çocukluk ve ergenlik döneminde görülen davranış bozuklukları, zamanında fark edilmediğinde bireyin sosyal, akademik ve duygusal gelişimini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle erken tanı ve müdahale, davranış bozukluklarının yönetiminde hayati bir öneme sahiptir. Davranış problemleri, gelişim dönemine bağlı geçici bir durum mu yoksa klinik düzeyde bir bozukluğun belirtisi mi sorusu, aileler ve uzmanlar için temel bir değerlendirme alanıdır. Çocuğun davranışlarında sürekli tekrar eden öfke patlamaları, kuralları hiçe sayma, başkalarına zarar verme eğilimleri gibi belirtiler gözleniyorsa, bu durum geçici bir dönem değil, kalıcı bir bozukluk gelişiminin habercisi olabilir.
Erken yaşta yapılan müdahaleler, çocuğun sosyal beceriler kazanmasını kolaylaştırır ve davranışın olumsuz sonuçlarının önüne geçer. Ayrıca ailelerin bu süreçte bilinçlendirilmesi, tutarlı ve destekleyici bir ebeveynlik tarzı geliştirmeleri, tedavinin başarısını büyük ölçüde etkiler. Okul ortamı da bu sürecin bir parçası haline getirilerek, çocuğun davranışlarının farklı ortamlardaki yansımaları gözlemlenebilir. Erken tanı ile birlikte başlatılan uygun terapi yöntemleri ve psikoeğitim programları sayesinde, hem çocuk hem de ailesi için daha sağlıklı bir gelişim süreci mümkün hale gelir.
Davranış bozukluğunda psikoterapi ve/veya medikal tedavi uygulanan müdahaleler arasındadır. Psikoterapi sürecinde davranış değişimine yönelik hem ebeveynlerle hem de okulla işbirliği kurulur. Davranım probleminin nasıl ele alındığı ve uygun olmayan yetişkin tutumları üzerinde durularak ebeveynlere ve çocukla ilgilenen diğer yetişkinlere psikoeğitim verilir.
Problem çözme becerileri eğitimi, öfkeyle başa çıkma stratejileri ve bilişsel davranışçı terapi davranım bozukluğu tedavisindeki psikososyal yöntemlerdir. Doğru ve etkin sınır koyma becerisine yönelik ebeveyn eğitimleri mutlaka gerekir. Çocukta özgüven arttırmaya yönelik uygulamaların da faydası olacaktır.
Tedavi sürecinde ergenlerde bireysel terapi yöntemi ile sonuç alınmaya çalışılırken çocuklarda ise oyun terapisi ile yol alınır. Terapide kuralları ve sınırları belirleme amacı ile hareket edilir. Bununla birlikte öfke duygusunu kontrol altına almak, sosyal becerilerini geliştirmek zararlı davranışları kontrol altına almak ve aile ile ilişkilerin geliştirilmesini sağlamak gibi amaçlar güdülür. Bunun haricinde ailenin iç dinamikleri anlaşılmaya çalışılır. Terapinin izlediği seyre göre gerektiğinde psikiyatrik değerlendirmeye veya ilaç tedavisine başvurulabilir.
Davranış bozukluğu tedavisinde hasta ile bireysel olarak yürütülen terapinin haricinde bazı yaşamsal değişiklik ve düzenlemeleri de gerektirir. Öfke kontrolünün sağlanması, çocuğun sosyal becerilerinin geliştirilmesi, duygularını düzenleyebilme yeteneği kazanması amaçlanır. Aile ve öğretmenle iş birliği içinde hareket edilmesi tedavinin başarı şansını arttırmaktadır.
Davranış bozukluğu vakalarında tedavinin en mühim unsurlarından biri aile bireylerinin ve çevrenin çocuğa karşı nasıl davranmaları gerektiği konusunda detaylı şekilde bilgilendirilmesidir. Tedavi sürecinde psikolog, aile, okul, psikiyatr gibi bileşenler birlikte ve koordine hareket etmelidir. Ancak bu şekilde başarılı sonuçlar elde edilebilir. Bununla birlikte çocukta davranım bozukluğu ile birlikte gelişen başka psikiyatrik problemler de varsa ilaç tedavisi veya psikiyatrik değerlendirmelerden de faydalanılır.
Davranış bozukluğunda tedavinin en önemli basamaklarından biri, ailenin ve çevrenin çocuğa karşı nasıl davranmaları gerektiği konusunda bilgilendirilmesidir. Tedavide, psikiyatr, psikolog, aile ve okul işbirliği tedaviden olumlu sonuçlar alınması için oldukça gereklidir.
Davranış bozukluğu olan çocukların aileleri, öncelikli olarak bir sağlık profesyonelinden yardım almaları gerekir. Profesyonel yardım ile çocuğun durumu değerlendirebilir, tanı konabilir ve uygun tedaviye başlanabilir. Ailelerin tedavi sürecinde, çocuklarının duygusal ihtiyaçlarını karşılamaları, destekleyici bir ortam sağlamaları ve çocuklarıyla etkili iletişim kurmaları da önemlidir.
Davranış bozukluklarının ortaya çıkmasında sosyal sorunlar, bağlanma sorunları, yoksulluk, yaşanılan çevrede şiddet, aile içi istismar, ebeveynlerin tutarsız davranışları, ailelerin uygun süpervizyon vermemeleri, sık ve yersiz cezalandırma gibi faktörler yer alır.
Yukarıda bahsedilen belirtiler tek başına davranış bozukluğunun göstergesi değildir. Çocuklarda davranışlar zaman zaman değişiklik gösterebilir ve normal gelişim sürecinin bir parçası olabilir. Doğru tanı ve tedavi, bir çocuk psikoloğu veya psikiyatristi yapılacak muayene ve değerlendirmeler gerekir.